Tedavi

  • HIV bağışıklık sisteminin bir parçası olan ve enfeksiyonlar ile savaşan CD4 hücrelerine saldırarak onları yok eder. CD4 hücrelerinin azalması, vücudun dışarıdan gelen enfeksiyonlara ve bazı HIV ile ilişkili kanserlere karşı savaşmasını zorlaştırır.
  • HIV enfeksiyonunu tedavi etmek için ilaç tedavisi kullanılmaktadır.
  • Tedaviler HIV’in vücudun içinde kendini çoğaltmasını engeller ve bağışıklık sisteminin kendini yenilemesine ve CD4 hücre sayısını arttırmasına olanak verir.
  • HIV ile enfekte olan kişiler mümkün olan en kısa sürede tedaviye başlamalıdır. HIV tedavi ile tam olarak geçmez, ancak enfekte bireylerin daha uzun ve sağlıklı yaşamalarını sağlar. Tedavi aynı zamanda HIV’in bulaşma riskini de azaltır.
  • Tedavi’ilerin potansiyel riskleri arasında, HIV ilaçlarının istenmeyen yan etkileri ve HIV ilaçları arasındaki veya HIV ilaçları ile diğer ilaçlar arasındaki ilaç-ilaç etkileşimleri yer alır. Ayrıca ilaca olan kötü uyum - ilaçların hekim tarafından reçetelendiği ve tam olarak belirtildiği gibi kullanılmaması - ilaç direncine ve tedavi başarısızlığına neden olabilir.

Tedavi hakkında daha detaylı bilgiler

Tedavi öncesi HIV enfeksiyonunun durumu ve ko-enfeksiyonun varlığı belirlenmelidir. Başvuran her yeni hastada HIV antikor testi, CD4 hücre sayısı, plazma HIV RNA düzeyi, tam kan sayımı ve idrar analizi yapılmalı ve kronik enfekte hastalarda tedaviye başlamadan önce direnç testlerinin uygulanması ve cinsel yolla bulaşan hastalık riski taşıyan ya da riskli davranışları bulunan kişilerde Chlamydia trachomatis ve Neisseria gonorrhoea testleri yapılması önerilir. Tedavi yanıtı için ilk değerlendirmede ve izlemede tedavi öncesi CD4 hücre sayısı ve viral yük bakılmalıdır.

HIV, enfeksiyonunun ilerleyen dönemlerinde her gün yaklaşık 1 milyar viral partikül dolaşıma katılır. Viral yük ile CD4 lenfosit sayısı arasında ters ilişki vardır. CD4 lenfositlerinin içerisinde HIV bulunması, hücrelerin işlevini bozar ve lökosit sayısı azalır ve immün sistem zayıflar.

Tedavinin Hedefleri

Tedavi ile HIV enfeksiyonu eredike edilemez. Tedavi hedefleri başlıca; viral yükü en güçlü şekilde ve uzun süreli baskılamak, immünolojik fonksiyonları korumak ve iyileştirmek, yaşam kalitesini arttırmak, HIV’ne bağlı morbidite ve mortaliteyi azaltmak ve HIV bulaşmasını önlemektir.

Tedavinin Etkinliği

HIV/AIDS hastalığında tedavinin başarılı sonuca ulaşması açısından tedaviye uyum anahtar bir role sahiptir. Hastanın uyum davranışı hem hastalığın ilerlemesini, AIDS gelişmesini geciktirmekte hem de engellemektedir. Tedaviye tam uyum gösteren hastalarda plazma viral yükü sıfıra kadar düşmektedir. Bu durum hastaların yaşam kalitesini ve yaşam süresini olumlu yönde etkilemektedir.

Tedaviye uyumsuz durumunda ise plazma HIV RNA yükü artmakta, virüs direnci gelişmesi mortalite ve morbiditenin artmasına ve çapraz direnç gelişmesine neden olmaktadır. Çapraz direnç gelişmesi hastaların hem şimdiki tedavisinin hem de gelecekteki tedavisinin başarısını etkileyebilmektedir. Çünkü viral direnç tedavi seçeneklerini sınırlandırıp, ilaca dirençli HIV’nin bulaşma riskini arttırmaktadır. İlaca dirençli HIV’nin bulaşması nedeniyle tedaviye uyum sorunu sadece bireyi değil aynı zamanda toplum sağlığını da ilgilendirmektedir.

Tedaviye uyumsuzluk nedeniyle hastalığın hızla ilerlemesi sonucu hastanede kalma süresi arttığından ekonomik anlamda üretkenlik kaybı ve ilaçların maliyeti nedeniyle hastalığın ülke ekonomisine getirdiği yük de artmaktadır. Asemptomatik HIV hastasının ülke ekonomisine olan yıllık maliyeti semptomatik ancak AIDS gelişmemiş hastada iki katına, AIDS hastasında ise dört katına çıkmaktadır. Ortaya çıkan maliyet farklılığı, hastaların HIV enfeksiyonunun hangi aşamasında olduklarıyla doğrudan ilgilidir. Düzenli takip ve tedaviyi gerektiren hipertansiyon, diyabet, tüberküloz gibi kronik hastalıklarda olduğu gibi, HIV enfeksiyonunda da tedaviye uyum, uyumu etkileyen faktörlerin belirlenmesi ve önlemlerin alınması hastaların yaşam kalitesinin yükseltilmesi açısından önemlidir. Yapılan çalışmalarda; kullanılan ilaçların sayısının ve ilaçların yan etkilerinin, hastaların öğrenim düzeyinin, aldıkları sosyal desteğin kalitesinin, tedavinin etkinliğine olan inancın, hastalığa ilişkin damgalanmanın varlığının, tedavi ekibiyle olan ilişkilerin ve özellikle depresyon başta olmak üzere ruhsal durumun HIV/AIDS hastalarında tedaviye uyumu etkilediği belirlenmiştir.

İlaca uyum konusunda evrensel olarak kabul edilmiş bir tanım yoktur. HIV/AIDS tedavisine spesifik olarak “ilaç uyumu”; HIV/AIDS ile yaşayan kişinin viral (HIV) replikasyonu kontrol etmek ve immün fonksiyonu düzeltmek için verilen kombine ilaç rejimini seçmesi, başlaması, kullanması ve bakımına dahil olması şeklinde tanımlanabilir. International Society for Pharmacoeconomics and Outcomes Research (ISPOR) tanımları olarak “uyum”; hastanın reçete edilen ilaçta doz ve ine sıklıkta alaması gerektiğine uygun davranmasıdır ve “tedavide kalma” ise; reçete edilmiş olan süreler için hastanın tedavinin devamı yönünde hareket etmesidir. Zaman içinde tedaviye uyumun kaybolması önemli bir sorun olmaktadır. Tedavi yorgunluğu olarak da tanımlanan bu durum çalışmalarda tedavinin 8. ayında %58’e kadar duştuğu gözlenebilmektedir. Tedavide kalmanın önemi son yıllarda daha belirgin hale gelmiştir. Hasta ve uygulanan tedavi programının başarısı için şart olan bu durum hastanın randevularını aksatmaması, tedavide kalması gelir düzeyinden bağımsız olarak mortaliteyi azaltmaktadır. HIV tedavisinde başarısızlık sonucunda hastalık ilerliyebilmekte ve uzun süreli klinik sonuçlar daha kötü olarak gözlenmektedir.

Tedavi uyumunda %10 düzeyinde bir iyileşme HIV/AIDS oluşumunda %28 kadar azalma sağlamaktadır. Tedavi uyumunun artması tedavi başarısızlığı ve direnç gelişimi ile ters orantılıdır. HIV/AIDS tedavisinde hasta uyumunda etkili olan faktörler tedavinin karmaşıklığının yanısıra hastanın bu tedaviyi günlük yaşamına uydurabilmesi, damgalanma, ilaçların alımının gıdalarla ilişkisi, ilaç kullanımının diğer faaliyetleri etkilemesi, hastanın tedavi isteği, sağlık çalışanlarının desteği gibi birçok değişken etkilemektedir.